Hakkı Batılla Karıştırmanın Vebali ve İlmi Siyaset Aldatmacası
Hakkı Batılla Karıştırmanın Vebali ve İlmi Siyaset Aldatmacası
İslam dini, sınırları vahiy ile çizilmiş, helali ve haramı apaçık belirlenmiş bir hidayet rehberidir. Kur’an-ı Kerim’de müminlere, hakkı batılla örtmemeleri ve bile bile gerçeği gizlememeleri emredilir: “Hakkı batılla karıştırmayın ve bile bile hakkı gizlemeyin.” (Bakara Suresi, 42).
Bu ayet, dinin temel hükümlerini dünyevi çıkarlar, siyasi hesaplar veya konjonktürel ihtiyaçlar adına esnetmeye çalışanlar için ilahi bir uyarıdır. “İlmi siyaset” adı altında, açık hükümlere (nass) dayalı farzları “füruat” (teferruat) olarak nitelendirmek veya zamana göre değişebilir görmek, dini hükümleri tahrif etme çabasıdır.
Farzları “Füruat” Sayanların Yanılgısı
Başörtüsü gibi Kur’an’da açıkça emredilen (Nur Suresi, 31; Ahzab Suresi, 59) ve İslam’ın şiarlarından olan bir ibadeti “sadece bir teferruat” veya “şartlara göre esneyebilecek bir detay” olarak görmek, dinin temelini sarsmaktır. Dinde “füruat” kavramı, içtihat kapısının açık olduğu meseleler için kullanılır; ancak Allah’ın kesin emirleri olan farzlar, pazarlık konusu yapılamaz.
Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyurmuştur: “Allah, sınırlarını belirlemiştir; onları aşmayın. Farzları emretmiştir; onları ihmal etmeyin. Bazı şeyleri de haram kılmıştır; onlara yaklaşmayın.” (Dârekutnî).
“İlmi Siyaset” Kisvesiyle Haramı Helal Kılmak
Günümüzde “ilmi siyaset” veya “maslahat” adı altında, haram olan bir fiili helalleştirmek ya da farz olan bir emri gereksiz göstermek, tarihi boyunca sapkın akımların en çok kullandığı yöntem olmuştur. Oysa maslahat, dini bir hükmü kaldırmak için değil, dinin korunmasını sağlamak için kullanılan bir usuldür. Bir hükmü kendi keyfimize veya siyasi menfaatimize göre bükmek, Allah’ın hükümranlığına ortak olmaya çalışmaktır.
Kur’an-ı Kerim bu konuda oldukça sert bir uyarıda bulunur:
“Onlar, Allah’ı bırakıp bilginlerini ve rahiplerini rabler edindiler…” (Tevbe Suresi, 31). Bu ayetin tefsirinde alimler, helali haram, haramı helal kılan (hükümleri tahrif eden) kişilere itaat etmenin bir tür “rab edinme” olduğunu belirtmişlerdir.
İman ve Teslimiyetin Gereği
İman, Allah’ın emirlerini kendi nefsinin veya zamanın şartlarına uydurmak değil, kendi nefsini ve zamanın şartlarını Allah’ın emirlerine uydurmaktır. Allah Resulü (sav) bir hadislerinde: “Sizden biriniz, arzusu benim getirdiğim (dini esaslara) tabi olmadıkça iman etmiş olmaz.” (Nevevî, Kırk Hadis) buyurarak, dinin belirlediği çizgiyi korumanın imanın şartı olduğunu vurgulamıştır.
Din, insanların dünyevi işlerini kolaylaştırmak için değil, onları Allah’ın rızasına ulaştırmak için gönderilmiştir. Bu nedenle “ilmi siyaset” yaparken, dinin sabitelerini (muhkemat) feda etmek, “hakkı batılla karıştırma” cürmünü işlemek ve büyük bir vebal altına girmektir.
Mümin, yaşadığı dönemin şartları ne olursa olsun, Allah’ın değişmez hükümlerini baş tacı etmeli ve “hak, haktır; batıl da batıldır” düsturundan asla taviz vermemelidir.