Kıyamet Alametleri, İlahi İkaz ve Yerin Sarsılışı
Kıyamet Alametleri, İlahi İkaz ve Yerin Sarsılışı
Kainat, Allah’ın koyduğu yasalarla (sünnetullah) işleyen muazzam bir dengedir. Ancak insanoğlu, yaratılış gayesinden uzaklaşıp haksızlığa ve zulme saptığında, bu denge ilahi bir müdahale ile sarsılır. Özellikle Allah’ın elçilerine karşı gösterilen inkâr ve zulüm, tarihin sayfalarında pek çok kavmin helakine ve yerin sarsılmasına vesile olmuştur.
Elçilere Zulüm ve İlahi Felaketler
Kur’an-ı Kerim, peygamberlerine ve onların getirdiği hakikate zulmeden toplumların, kendi elleriyle hazırladıkları sonla nasıl yüzleştiklerini anlatır. Zulüm ve azgınlık, sadece toplumsal bir çöküşü değil, aynı zamanda fiziksel bir felaketi de beraberinde getirir. Rabbimiz, elçilerine karşı gösterilen bu isyanın karşılığında, yerin ve göğün ilahi bir emirle harekete geçtiğini bildirir.
Bu helak süreçleri, bir bakıma yeryüzünün kendi üzerindeki bu ağır yükü ve haksızlığı kabul etmeyip silkelenmesi gibidir. Peygamberlere yapılan zulüm, kainattaki ilahi dengenin bozulmasına yol açan en büyük “haksızlık” olarak kabul edilir.
Depremle Helak Olan Kavimler ve Elçiler
Tarih boyunca Allah’ın ayetlerini yalanlayan ve elçilerine eziyet eden kavimlerin en şiddetli cezalarından biri, yeryüzünün şiddetle sarsılması (racfe) olmuştur:
- Salih (a.s.) ve Semud Kavmi: Semud kavmi, kendilerine gönderilen Salih Peygamber’i yalanlamış ve Allah’ın mucizesi olan deveyi katlederek azgınlıklarını zirveye taşımışlardır. Bunun sonucunda, Kur’an’ın ifadesiyle “korkunç bir sarsıntı” (racfe) ile evlerinde yüzüstü yere serilip helak olmuşlardır.
- Şuayb (a.s.) ve Medyen/Eyke Halkı: Ölçü ve tartıda hile yapan, peygamberlerine baskı kuran ve inananları yollarından alıkoyan bu kavim, yine şiddetli bir sarsıntı ile cezalandırılmıştır. Araf Suresi 91. ayette bu durum şöyle geçer: “Derken onları o şiddetli sarsıntı yakaladı da yurtlarında dizüstü çöküp kaldılar.”
İlahi İkaz: Vahiy’deki Sırlar ve Yerin Sesi
İncil’in Vahiy 8. bölümünde yer alan ve yedinci mührün açılmasıyla başlayan o sarsıcı tablo, aslında bu kadim helaklerin bir benzerinin, zamanın sonunda tüm dünya için gerçekleşeceğinin haberidir:
“Melek buhurdanı aldı, sunağın ateşiyle doldurup yeryüzüne attı. Gök gürlemeleri, uğultular işitildi, şimşekler çaktı, yer sarsıldı.”
Ardından gelen borazan sesleriyle; “…gökten meşale gibi yanan büyük bir yıldız düştü… suların üçte biri pelin gibi acılaştı… güneşin üçte biri vuruldu…” şeklindeki ifadeler, evrenin sisteminin artık değiştiğini gösterir. Bu dehşet verici hadiseler, tıpkı geçmiş kavimlerin helakinde olduğu gibi, insanoğlunun artık ilahi ikazların sınırına geldiğini simgeler.
Mikail (a.s.) ve Kıyamet Alametleri
Tabiat olaylarının ve yeryüzünün fiziksel dengesinin Allah’ın izniyle yürütücüsü olan Mikail (a.s.), bu büyük değişimin de ilahi plan dahilindeki uygulayıcısıdır. Depremlerin çoğalması, hadis-i şeriflerde açıkça ifade edildiği üzere, artık dünyanın sonunun yaklaştığının en temel göstergesidir: “Depremler çoğalmadıkça kıyamet kopmayacaktır.” (Buhari, İstiska 27).
Günümüzde depremlerle birlikte görülen ve “gizemli ışıklar” olarak adlandırılan parlamalar, tıpkı geçmiş kavimlerin helakinden önce görülen “gökten inen ateş” veya “sarsıntı” alametlerinin birer hatırlatıcısıdır.
Sonuç olarak; yeryüzündeki sarsıntılar, sadece jeolojik bir hareketlilik değil, insanoğlunun Allah’ın elçilerine ve hakikate karşı takındığı tavra karşılık, yerin ve göğün verdiği bir cevaptır. Bu sarsıntılar, kalplerin katılaştığı bir çağda, insanoğluna tevbe etmesi ve Rabbi’ne dönmesi için verilen son ikazlardır.