Allah’u Nûru’s-Semâvâti ve’l-Ard Âyeti (Nûr Suresi 35. Âyet)

Allah’u Nûru’s-Semâvâti ve’l-Ard Âyeti (Nûr Suresi 35. Âyet)
08.02.2026 21:53
72
A+
A-

Allah’u Nûru’s-Semâvâti ve’l-Ard Âyeti (Nûr Suresi 35. Âyet)

Arapça Metin:
اَللّٰهُ نُورُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ مَثَلُ نُورِه۪ كَمِشْكٰوةٍ ف۪يهَا مِصْبَاحٌۜ اَلْمِصْبَاحُ ف۪ي زُجَاجَةٍۜ اَلزُّجَاجَةُ كَاَنَّهَا كَوْكَبٌ دُرِّيٌّ يُوقَدُ مِنْ شَجَرَةٍ مُبَارَكَةٍ زَيْتُونَةٍ لَا شَرْقِيَّةٍ وَلَا غَرْبِيَّةٍۙ يَكَادُ زَيْتُهَا يُض۪ٓيءُ وَلَوْ لَمْ تَمْسَسْهُ نَارٌۜ نُورٌ عَلٰى نُورٍۜ يَهْدِي اللّٰهُ لِنُورِه۪ مَنْ يَشَٓاءُۜ وَيَضْرِبُ اللّٰهُ الْاَمْثَالَ لِلنَّاسِۜ وَاللّٰهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَل۪يمٌۙ

Meal (Diyanet İşleri Başkanlığı Meali):
Allah, göklerin ve yerin nûrudur. O’nun nûrunun temsili şudur: İçinde kandil bulunan bir kandillik. Kandil bir cam içindedir. Cam sanki inci gibi parlayan bir yıldızdır. (Kandil) ne doğuya ne de batıya ait olmayan mübarek bir zeytin ağacından yakılır. Bu ağacın yağı, kendisine ateş değmese bile neredeyse aydınlatacak gibidir. Nûr üstüne nûrdur. Allah dilediğini nûruna iletir. Allah insanlar için misaller verir. Allah her şeyi hakkıyla bilendir.

Tefsir (Kısa ve Özet Açıklama):
Bu âyet, “Âyetü’n-Nûr” (Nûr Âyeti) olarak meşhurdur ve Kur’ân’ın en derin, en çok tefsir edilen âyetlerinden biridir. Cenâb-ı Hakk’ın Nûr ismini açıklayarak başlar: Allah, göklerin ve yerin nûrudur; yani bütün varlığı aydınlatan, hidayet veren, varlıkları varlıkta tutan, her şeyi bilen ve gösteren gerçek nur O’dur.

Âyet, Allah’ın nurunu insan aklının anlayabileceği bir misalle (benzetmeyle) anlatır:

  • Mişkât: Kandil yuvası / niş
  • Misbâh: Kandil / lamba
  • Zücâce: Parlak cam (fanus)
  • Kevkebün durriyyün: İnciden yıldız gibi parlayan
  • Şeceratin mübârekatin zeytûnetin: Mübarek zeytin ağacı (ne doğuya ne batıya mahsus, her yere bereket saçan)
  • Yağ neredeyse ateş değmeden bile ışık verecek kadar saf ve parlak

Bu misal, Allah’ın nurunun katman katman, saf, sürekli ve üstün olduğunu; hidayet nurunun (Kur’ân ve iman) kalplere nasıl yerleştiğini sembolize eder. “Nûrun alâ nûr” ifadesi, nur üstüne nur yığılmasını; iman nuru üzerine vahiy nuru, akıl nuru üzerine peygamber nuru gibi katmanları ifade eder.

Allah dilediği kulunu (kalbi buna açık olanı) kendi nuruna (hidayetine) ulaştırır. İnsanlara böyle misaller vermesi, soyut hakikatleri somutlaştırmak içindir. Allah her şeyi en iyi bilendir.

Âyet, Allah’ın zatının nur olduğunu, yarattıklarının ise O’nun nurunun tecellisiyle aydınlandığını; gerçek aydınlığın ancak O’ndan geldiğini vurgular. Birçok âlim (Gazâlî, İbn Kesîr, Taberî, Elmalılı gibi) bu âyet üzerine ayrı eserler yazmıştır.