Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Döneminde Cifr İlmi ve Hz. Ali’nin (r.a.) Bu İlmdeki Yeri

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Döneminde Cifr İlmi ve Hz. Ali’nin (r.a.) Bu İlmdeki Yeri
30.05.2026 01:20 | Son Güncellenme: 30.05.2026 01:21
40
A+
A-

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Döneminde Cifr İlmi ve Hz. Ali’nin (r.a.) Bu İlmdeki Yeri

Giriş: Cifr İlmi Nedir?

Cifr (veya cefr), Arap alfabesindeki harflere verilen sayı değerleri (ebced hesabı) üzerinden gizli ilimleri, gelecek olayları, Kur’an’ın bâtınî (içsel) anlamlarını ve kaderle ilgili bazı sırları yorumlama ilmi olarak bilinir. Kelime anlamı olarak “sütten kesilmiş kuzu veya oğlak” yahut “deri” anlamına gelir. Bu ilim, harflerin ve sayıların remizleri (sembolleri) üzerinden geçmiş ve gelecek olaylara işaret ettiği kabul edilir.

Cifr, ilm-i hurûf (harfler ilmi) ile yakından ilişkilidir ve ebced hesabı ile sıkça karıştırılır. Bazı kaynaklara göre kökeni Hz. Âdem’e (a.s.) kadar uzanır, ancak sistematik kullanımı İslam tarihinde Ehl-i Beyt yoluyla öne çıkar.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Dönemindeki Rivayetler

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) döneminde cifr ilminin varlığına dair doğrudan sahih hadisler sınırlıdır, ancak bazı rivayetler işaret eder:

  • Hurûf-ı mukattaa (örneğin Elif-Lâm-Mîm, Kâf-Hâ-Yâ-Ayn-Sâd gibi sure başlarındaki harfler) etrafında yorumlar yapıldığı bilinir. Bazı Yahudi âlimlerin bu harfleri ebced hesabıyla yorumlayarak ümmetin ömrü hakkında tahminlerde bulundukları, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) ise diğer surelerin mukattaa harfleriyle mukabele ettiği rivayet edilir.
  • Ebced ve harf hesaplarının Peygamber (s.a.v.) asrında bilindiğine dair işaretler vardır. Özellikle İbn Abbas (r.a.) gibi sahabelerin bu tür yorumlara aşina olduğu nakledilir. Ancak bu ilmin Peygamber Efendimiz tarafından umumî olarak öğretilmediği, belirli kişilere (özellikle Ehl-i Beyt’e) has bir ilim olduğu görüşü yaygındır.

Cifr’in sistematik bir ilim olarak Peygamber (s.a.v.) zamanında kullanıldığı, hatta Hz. Ali’ye (r.a.) emanet edildiği rivayetleri daha çok sonraki dönemlere aittir. Bu rivayetlere göre Peygamber Efendimiz (s.a.v.), kıyamete kadar olacak olayların bir kısmını harf ve remizlerle Hz. Ali’ye (r.a.) bildirmiştir.

Hz. Ali’nin (r.a.) Cifr İlmine Vâkıf Olması

Hz. Ali (r.a.), İslam tarihinde ilmi kişiliğiyle öne çıkan bir sahabe olarak “İlim şehrinin kapısı” hadisiyle anılır. Cifr konusunda en önemli rivayetler ona işaret eder:

  • Bazı tasavvufi kaynaklara göre Hz. Ali (r.a.), Kur’an’ın bâtınî mânalarını Peygamber Efendimiz’den (s.a.v.) öğrenmiş ve bunları el-Cefr ve el-Câmi‘a adlı iki eserde kuzu veya oğlak derisi üzerine yazmıştır. Bu eserler, kıyamete kadar dini, siyasi olaylar, sırlar ve ilimleri içerdiği rivayet edilir.
  • el-Cefrü’l-Ahmer (Kırmızı Cifr) ve el-Cefrü’l-Ebyaz (Beyaz Cifr) şeklinde ikiye ayrıldığı söylenir. Beyaz olanında genel ilimler ve helal-haram hükümleri, kırmızı olanında ise manevî silahlar ve özel sırlar bulunduğu nakledilir.
  • Hz. Ali’ye (r.a.) isnad edilen Celcelutiye Kasidesi, baştan sona ebced ve cifr hesabıyla yazılmış meşhur bir eserdir. Bediüzzaman Said Nursî gibi âlimler bu kasideyi cifr ilmine örnek gösterir.
  • Bu ilim daha sonra İmam Cafer es-Sâdık (r.a.) gibi Ehl-i Beyt imamlarına intikal ettiği rivayet edilir. Cafer es-Sâdık’ın da bu ilmi sistematize ettiği söylenir.

Sonuç: Cifr ilmi, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) döneminden Hz. Ali (r.a.) yoluyla intikal eden, harf ve sayı remizleriyle gizli hikmetleri açığa çıkaran bir ilim olarak İslamî literatürde yerini almıştır. Bu ilim, doğru niyet ve ehil kişilerce kullanıldığında Kur’an ve sünnetin derinliklerine işaret edebilir.