Asıl Sapıklık Kâfirlerindir: Elçilere İftira Atanların İtirafı
Asıl Sapıklık Kâfirlerindir: Elçilere İftira Atanların İtirafı
Mülk Suresi 9. ve 29. Ayetler Üzerine
Cehennem bekçilerine hitaben yaptıkları itirafta inkârcılar şöyle diyecekler:
“Evet, bize bir uyarıcı geldi fakat biz onu yalanladık ve dedik ki: Allah hiçbir şey indirmemiştir, siz ancak büyük bir sapıklık içindesiniz.” (Mülk, 67/9)
Bu ayet, kıyamet gününde kâfirlerin kendi ağızlarıyla yapacakları acı itirafı ortaya koymaktadır. Asıl büyük sapıklık (dalalet) içinde olanlar, kendileridir. Peygamberlere ve elçilere “sapık” diyerek en ağır iftirayı atmışlardır.
Aynı surenin devamında bu konu daha net vurgulanır:
Mülk Suresi 29. Ayet:
“De ki: ‘O Rahman’dır, biz O’na iman ettik ve O’na tevekkül ettik. Kimin apaçık bir sapıklık içinde olduğunu yakında bileceksiniz.’” (Mülk, 67/29)
Bu ayet, Peygamber Efendimize (s.a.v.) hitaben, kâfirlere verilecek en güzel cevabı öğretir: Asıl apaçık sapıklık içinde olanlar, hakka karşı çıkan kâfirlerin ta kendileridir. İman edenler Rahman’a tevekkül ederken, inkârcılar kendi sapıklıklarını görememektedir.
Kur’an’ın başka ayetleriyle destek:
- Kehf Suresi 103-106. Ayetler:
“De ki: ‘Size, işleri bakımından en çok ziyana uğrayanları haber vereyim mi? Onlar, dünya hayatında çabaları boşa giden, fakat kendilerini güzel iş yapıyor sananlardır. İşte onlar, Rablerinin ayetlerini ve O’na kavuşmayı inkâr edenlerdir. Bu yüzden amelleri boşa gitmiştir. Kıyamet günü onlar için bir mizan (terazi) tutmayacağız. İşte onların cezası cehennemdir. Çünkü inkâr etmişler ve ayetlerimi ve peygamberlerimi alaya almışlardı.’” (Kehf, 18/103-106)
Bu ayetler, kâfirlerin kendi sapıklıklarını “iyi iş yapıyor” sanarak yaşadıklarını ve amellerinin boşa gittiğini açıkça gösterir. - A’râf Suresi 186. Ayet:
“Allah kimi saptırırsa artık onu hidayete erdirecek kimse yoktur. Allah onları azgınlıkları içinde şaşkın şaşkın bırakır.” (A’râf, 7/186)
Bu ayet, asıl sapıklığın Allah’ın hidayetinden mahrum kalan kâfirlerde olduğunu vurgular. - A’râf Suresi 179. Ayet:
“Andolsun biz, cinlerden ve insanlardan birçoklarını cehennem için yarattık. Onların kalpleri vardır fakat onlarla anlamazlar; gözleri vardır fakat onlarla görmezler; kulakları vardır fakat onlarla işitmezler. İşte onlar hayvanlar gibidir, hatta daha da sapıktırlar. İşte asıl gafiller onlardır.” (A’râf, 7/179)
Bu ayet, kâfirlerin kendi nefislerine ve batıla uymaları sebebiyle derin bir sapıklık içinde olduklarını belirtir.
Elçilere iftira atmak, inkârcıların klasik taktiğidir. Kendileri batılın, şirkin ve nefislerinin esiri olarak derin bir sapıklık çukurunda yaşarken, hakka davet eden peygamberlere “deli”, “yalancı”, “sapık” diye itham etmişlerdir. Bu iftira, Hz. Muhammed (s.a.v.) Efendimize de “mecnun” dedikleri gibi, tüm peygamberlere yapılmıştır.
Oysa asıl sapıklık; Allah’ın indirdiği kitabı yalanlamak, elçilerini reddetmek ve “bizim aklımız yeter” diye gurura kapılmaktır. Kıyamet günü diyecekler ki: “Biz yanılmıştık. Asıl sapık olan bizmişiz.”
Bu ayetler hem bir uyarı hem de tesellidir. Hak yolunda yürüyenlere atılan iftiralar yeni değildir. Kâfirler, kendi sapıklıklarını örtbas etmek için her zaman elçilere iftira atmışlardır. Fakat nihayetinde hak galip gelecek ve iftiracıların kendi itiraflarıyla mahkûm olacakları gün yakındır.
“Allah hiçbir şey indirmemiştir, siz büyük bir sapıklık içindesiniz” sözü, aslında kâfirlerin kendi kalplerindeki sapıklığın itirafıdır. Bu yalan, ebedi azabın kapısını kendilerine açan bir anahtardır.