Sevr Mağarası’nda Hz. Muhammed (s.a.v.) ve Hz. Ebubekir es-Sıddık (r.a.) Kıssası
Sevr Mağarası’nda Hz. Muhammed (s.a.v.) ve Hz. Ebubekir es-Sıddık (r.a.) Kıssası
Hicret gecesi, Mekke müşrikleri Allah Resûlü’nü (s.a.v.) öldürmek için evini kuşatmıştı. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), yatağına Hz. Ali (r.a.)’yi yatırarak sessizce evden çıktı. Yanına en yakın dostu, en sadık arkadaşı Hz. Ebubekir es-Sıddık (r.a.)’i aldı. İkisi birlikte Mekke’nin güneyindeki Sevr Dağı’na doğru yola koyuldular.
Yolda Hz. Ebubekir (r.a.), Efendimiz’in (s.a.v.) güvenliği için son derece dikkatliydi. Bazen önüne geçiyor, bazen arkasına geçiyor, bazen de sağından solundan yürüyordu. Allah Resûlü (s.a.v.) sordu:
“Ey Ebâ Bekir, neden böyle yapıyorsun?”
Hz. Ebubekir (r.a.) şöyle cevap verdi:
“Yâ Resûlallah! Arkadan bir tehlike gelebilir diye arkana geçiyorum, önden pusu olabilir diye önüne geçiyorum, sağdan soldan gelebilecek bir saldırıya karşı da yanlarında yürüyorum. Canım sana feda olsun, seni korumak istiyorum.”
Sevr Mağarası’na vardıklarında Hz. Ebubekir (r.a.) önce içeri girdi. “Yâ Resûlallah, müsaade buyurun, önce ben bakayım, bir zararlı olabilir” diyerek mağarayı tek tek kontrol etti. Delikleri elbiseleriyle kapattı, böcek ve haşereleri uzaklaştırdı. Tehlike olmadığını görünce Efendimiz’i (s.a.v.) içeri davet etti.
Üç gün boyunca Sevr Mağarası’nda kaldılar. Hz. Ebubekir’in oğlu Abdullah gündüzleri Mekke’ye inip müşriklerin konuşmalarını dinliyor, gece mağaraya gelip haber getiriyordu. Âmir bin Füheyre (r.a.) de koyunlarını mağara civarında otlatıyor, hem izleri silip hem de süt getiriyordu.
Müşrikler Peygamber Efendimiz’i (s.a.v.) aramak için büyük bir ödül koymuş, yüzlerce kişi peşlerine düşmüştü. Bir grup tam mağaranın önüne kadar geldi. Ayak sesleri duyuluyordu. Hz. Ebubekir (r.a.) endişeyle:
“Yâ Resûlallah! Eğilip baksalar bizi mutlaka görecekler!” dedi.
Allah Resûlü (s.a.v.) sükûnet içinde, tebessüm ederek buyurdu:
“Tasalanma (lâ tahzen), Allah bizimle beraberdir.”
Tam o anda Allah Teâlâ, Peygamber’ine sekîne (huzur ve emniyet) indirdi, görünmeyen ordularla onu destekledi. Rivayetlere göre mağara ağzına bir örümcek ağ ördü, bir çift güvercin yuva yaptı ve yumurtladı.
Müşriklerden biri mağaraya bakmak istediğinde, Übeyy bin Halef gibi biri:
“Burada örümcek ağı var, Muhammed doğmadan önce örülmüş gibi duruyor. Güvercinler de yuva yapmış, yumurtlamış; eğer içeride insan olsa bunlar durur muydu?” diyerek onları geri çevirdi.
Böylece Allah’ın kudretiyle korundular ve üçüncü günün sonunda Medine’ye doğru yola çıktılar.
Bu olay, Hz. Ebubekir es-Sıddık’ın (r.a.) sadakatinin, sevgisinin ve fedakârlığının en büyük delillerinden biridir. O yüzden İslam tarihinde “Yâr-ı Gâr” (Mağara Dostu) olarak anılır. Kur’an-ı Kerim’de Tevbe Suresi 40. ayet tam da bu hâdiseyi anlatır:
“Eğer siz ona yardım etmezseniz (bilin ki) Allah ona yardım etmiştir. Hani kâfirler onu iki kişiden biri olarak (Mekke’den) çıkardıkları zaman, ikisi mağarada iken arkadaşına: ‘Üzülme, Allah bizimle beraberdir’ diyordu. Allah da ona kendi katından bir güven indirmiş, sizin göremediğiniz ordularla onu desteklemiş ve kâfirlerin sözünü alçaltmıştı. Allah’ın sözü ise yücedir. Allah mutlak galiptir, hikmet sahibidir.”
Sevr Mağarası kıssası, imanın gücü, tevekkülün güzelliği ve gerçek dostluğun en saf halini gösteren eşsiz bir örnektir. Hz. Ebubekir (r.a.)’in Efendimiz’e (s.a.v.) olan muhabbeti, asırlardır ümmete ilham kaynağı olmuştur. Allah onlardan razı olsun.