Hz. Süleyman Aleyhisselam: İlmin, Adaletin ve Şükrün Peygamberi
Hz. Süleyman Aleyhisselam: İlmin, Adaletin ve Şükrün Peygamberi
Hz. Süleyman (a.s.), Kur’an-ı Kerim’de hem peygamberlik hem de büyük bir hükümdarlık nimetiyle anılan müstesna bir kuldur. Babası Hz. Davud (a.s.)’dan miras kalan saltanat, Allah’ın ona bahşettiği eşsiz yeteneklerle birleşince, tarihin en muhteşem yönetim örneklerinden birini ortaya koymuştur. Kur’an’da defalarca adı geçen Hz. Süleyman, rüzgârı emrine âmâde kılan, cinleri, kuşları ve karıncaları anlayan, hayvanların dilinden haberdar olan bir peygamber olarak tasvir edilir. O, sahip olduğu muazzam nimetlere rağmen daima Allah’a yönelen, şükreden ve tevazu içinde yaşayan bir kul olmuştur.
Kur’an-ı Kerim’de Hz. Süleyman ile ilgili en çarpıcı kıssalar Neml Suresi‘nde yer alır. Ordusuyla yürüyüş sırasında karınca vadisine geldiklerinde, bir karıncanın “Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin; Süleyman ve ordusu farkına varmadan sizi ezmesin!” dediğini duyar ve tebessüm eder. Ardından şu muhteşem duayı eder:
“(Süleyman) Bu sözü üzerine tebessüm edip güldü ve dedi ki: ‘Rabbim, bana, anne ve babama verdiğin nimete şükretmemi ve hoşnut olacağın salih bir amelde bulunmamı ilham et ve beni rahmetinle salih kulların arasına kat.'” (Neml Suresi, 19. ayet)
Bu dua, Hz. Süleyman’ın şükür ve tevazu halini en güzel şekilde özetler. Karıncaların dilini anlaması, onun Allah’ın lütfettiği ilmin bir yansımasıdır.
Bir başka mucizevi olayda, hüdhüd kuşu Sebe ülkesinden haber getirir ve orada güneşe tapan bir kavim olduğunu söyler. Hz. Süleyman, Sebe Melikesi Belkıs’a (Belkıs) bir mektup gönderir ve onu Allah’a davet eder. Belkıs’ın tahtı göz açıp kapayıncaya kadar getirilir, sarayın billur zeminini su sanarak eteğini toplar ve sonunda iman eder:
“Rabbim, gerçekten ben kendime zulmetmişim! (Artık) ben Süleyman’la birlikte âlemlerin Rabbi olan Allah’a teslim oldum.” (Neml Suresi, 44. ayet)
Hz. Süleyman’ın cinlere, rüzgâra ve bakır madenine hükmetmesi de Kur’an’da açıkça belirtilir. Ölümü ise ibret vericidir: Asasına dayanmış halde vefat eder, cinler uzun süre fark etmez ve ancak değneğini kemiren bir ağaç kurdu sayesinde ölümü anlaşılır. Bu olay, cinlerin gaybı bilmediğini ve Allah’ın kudretini gösterir (Sebe Suresi, 14. ayet).
Hz. Süleyman, hiçbir zaman küfre sapmamış, şeytanların uydurduğu yalanlara uymamıştır:
“Oysa Süleyman hiçbir zaman kâfir olmadı. Lâkin şeytanlar kâfir oldular…” (Bakara Suresi, 102. ayet)
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de Hz. Süleyman’ı öven hadislerde bulunmuştur. Bir hadiste, onun adalet ve hikmetine işaret edilerek, benzer olaylarda hüküm verme örnekleri verilir. Ayrıca peygamberlerin miras konusunda farklı hükümlerine dair rivayetlerde Hz. Süleyman’ın babasından miras aldığı saltanat vurgulanır.
Hz. Süleyman’ın hayatı bize şunu öğretir: En büyük saltanat, en üstün ilim ve en muazzam ordu bile Allah’ın nimetiyle anlam kazanır. O, bu nimetleri şükürle, adaletle ve tevazuyla kullanmış; hiçbir zaman gurura kapılmamıştır. Bugün bizlere düşen, sahip olduğumuz her nimete karşı onun gibi şükretmek, Rabbimize yönelmek ve salih amellerle O’nun rızasını kazanmaktır.
“Rabbim! Beni bağışla ve bana, benden sonra kimseye nasip olmayacak bir mülk bahşet. Şüphesiz Sen, bağışı bol olansın.” (Sad Suresi, 35. ayet) duasıyla niyaz eden Hz. Süleyman (a.s.), âlemlere rahmet olarak gönderilen peygamberler zincirinin parlak bir halkasıdır. Allah ondan razı olsun, bizleri de onun yolunda salih kullarından eylesin. Âmin.