Bediüzzaman Said Nursî’nin Afyonkarahisar ve Emirdağ Yılları: Tecritin İçinde Parlayan Nur

Bediüzzaman Said Nursî’nin Afyonkarahisar ve Emirdağ Yılları: Tecritin İçinde Parlayan Nur
15.01.2026 13:50 | Son Güncellenme: 15.01.2026 18:55
92
A+
A-

Bediüzzaman Said Nursî’nin Afyonkarahisar ve Emirdağ Yılları: Tecritin İçinde Parlayan Nur

Bediüzzaman Said Nursî’nin Afyonkarahisar dönemi, hayatının en çetin, en uzun ve aynı zamanda en manevî derinlik taşıyan safhalarından biridir. Bu dönem, ağırlıklı olarak Emirdağ ilçesiyle özdeşleşmiş olup, sürgün, tecrit, zehirlenme girişimleri ve Afyon Hapishanesi’ndeki ağır şartlarla doludur. Ancak bütün bu zulümler içinde Risale-i Nur’un yayılışı hızlanmış, iman hakikatleri daha da kökleşmiş ve Üstad’ın “Üçüncü Medrese-i Yusufiye” diye nitelediği hapishane hayatı, binlerce kalbe nur saçmıştır.

1944 yazında Denizli Hapishanesi’nden beraatle çıkan Bediüzzaman, serbest bırakılmasına rağmen Ankara’nın emriyle Afyon’un Emirdağ ilçesine zorunlu ikamete tabi tutuldu. Bu, onun birinci Emirdağ hayatı (1944-1948) olarak bilinir. Küçük bir kasabada, hükümet konağının karşısındaki bir evde, sıkı gözetim altında yaşadı. İlk iki yıl Çarşı Camii’ne gidip cemaate katılabiliyor, ikindi ve yatsı namazlarını orada kılıyor, insanlarla görüşüyordu. Ancak kaymakamın “insanlarla görüşüyor” şikâyeti üzerine camiden menedildi. Artık ev hapsine yakın bir tecrit başladı.

Emirdağ’da Çalışkanlar ailesi gibi bazı mübarek aileler Üstad’a sahip çıktı. Evin altındaki dükkândan delik açarak ihtiyaçlarını gizlice karşıladılar. Bu dönemde Emirdağ Lahikası mektupları yazıldı; Isparta ve diğer vilayetlere Risale-i Nur’un el yazmasıyla çoğaltılıp dağıtılması için talimatlar verildi. Ancak bu hizmetler gizli komitelerin ve hafiyelerin takibine takıldı. Üstad birkaç kez zehirlendi, ağır hastalıklar geçirdi. Talebeleri karakollarda dövülerek geri çevrildi. Yine de o, “Nur’un hizmeti her şeye tercih edilir” diyerek sabırla yoluna devam etti.

1947 sonu-1948 başı, kışın en şiddetli günlerinde, elleri kelepçeli olarak Emirdağ’dan alınarak Afyon Hapishanesi’ne götürüldü. Yanında 15 kadar talebesi vardı; daha sonra başka vilayetlerden gelenlerle sayı arttı. Afyon Cezaevi, Üstad’ın hayatındaki en ağır hapishane olarak tarihe geçti. Camları kırık, sobasız, zemheri soğuğunda buz tutan koğuşta, yapayalnız kaldı. 20 aya yakın hapis yattı. Mahkeme, Denizli beraatına rağmen aynı suçlamalarla 1 yıl 8 ay ağır hapis ve göz hapsi verdi. Ancak temyiz sonucu karar bozuldu ve 1949 Eylül’ünde gece yarısı tahliye edildi – halkın tezahüratını önlemek için gizlice.

Tahliyeden sonra kısa bir süre Afyon merkezde mecburi ikamet etti, ardından tekrar Emirdağ’a döndü. Bu, ikinci Emirdağ hayatı (1949-1953 ve sonrası) olarak bilinir. Demokrat Parti’nin 1950’de iktidara gelmesiyle baskılar kısmen hafifledi. Artık camiye gidebiliyor, talebeleriyle daha rahat görüşebiliyordu. Bu dönemde Risale-i Nur’un çoğaltılması ve yayılması büyük bir ivme kazandı. Emirdağ, adeta bir “Nur merkezi” haline geldi.

Afyonkarahisar ve Emirdağ yılları, Bediüzzaman’ın “Üçüncü Said” dönemine geçişinin de başlangıcı sayılır. Artık siyasetten tamamen uzak, sadece iman ve Kur’ân hizmeti odaklı bir hayat… Zehirler, tecrit, mahkemeler, sürgünler onu yıldıramadı; aksine “Hapis, Medrese-i Yusufiye’dir” diyerek her sıkıntıyı manevi bir terbiye vesilesi kıldı.

Emirdağ’ın mütevazı sokaklarında, o eski evin hatıralarında, bugün hâlâ bir dua yankılanır: Üstad’ın duaları, o zor günler için sabredenler için şefaat olur. Afyonkarahisar toprağı, bu büyük zatın gözyaşlarına, tefekkürlerine, Kur’ân nuruna şahitlik etmiştir. O günlerden bugüne Risale-i Nur, dünyanın dört bir yanına yayılırken, Emirdağ ve Afyon, o nurun ilk kor yandığı yerler olarak kalplerde ebediyen yaşar.