Elçilere Atılan “Delilik” İftirası

Elçilere Atılan “Delilik” İftirası
03.02.2026 16:08 | Son Güncellenme: 05.02.2026 19:40
171
A+
A-

Elçilere Atılan “Delilik” İftirası

İnsanlık tarihi boyunca Allah’ın gönderdiği peygamberlere ve elçilere karşı en yaygın iftiralardan biri, onların deli (mecnun) oldukları iddiasıdır. Bu itham, hakikati kabul etmek istemeyen inkârcıların, tebliğ eden elçiyi itibarsızlaştırmak için başvurduğu en kolay ve en sığ yollardan biridir. Kur’ân-ı Kerîm, bu iftirayı hem Hz. Muhammed (s.a.v.) için hem de önceki peygamberler için açıkça zikreder ve bu iddiayı kesin bir dille reddeder.

Kur’ân, bu iftiranın yeni olmadığını, geçmiş ümmetlerin de elçilerine aynı iftirayı attığını bildirir:

“İşte böyle, onlardan öncekilere de her ne zaman bir peygamber geldiyse mutlaka: ‘Ya bir sihirbazdır ya da bir delidir!’ dediler.”
(Zâriyât Suresi, 52)

Bu ayet, delilik iftirasının inkârcılar arasında köklü bir alışkanlık haline geldiğini, her dönemde aynı taktiğin tekrarlandığını gösterir.

Hz. Muhammed (s.a.v.)’e Yöneltilen Delilik İftirası ve Kur’ân’ın Cevabı

Mekkeli müşrikler, Hz. Peygamber’e (s.a.v.) vahiy geldikten sonra çeşitli lakaplar taktılar: kâhin, şair, sihirbaz ve mecnun. Kur’ân bu iftiralara doğrudan cevap verir:

  1. “Arkadaşınız (Muhammed) asla deli değildir.”
    (Tekvîr Suresi, 22)
  2. “Nûn. Kaleme ve (kalemle) yazılanlara yemin olsun ki, sen Rabbinin nimeti sayesinde deli değilsin.”
    (Kalem Suresi, 1-2)
  3. “Ey Muhammed! Sen Rabbinin nimeti sayesinde ne kâhin ne de delisin.”
    (Tûr Suresi, 29)
  4. “Yoksa ‘Onda delilik var’ mı diyorlar? Hayır, o onlara gerçeği getirmiştir. Fakat onların çoğu gerçeği sevmezler.”
    (Mü’minûn Suresi, 70)
  5. “Onlar, yıllarca aralarında yaşayan arkadaşlarında delilikten eser olmadığını hiç düşünmediler mi? O ancak apaçık bir uyarıcıdır.”
    (A’râf Suresi, 184)

Bu ayetlerde Allah, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) yıllarca herkesin tanıdığı, güvenilir, dürüst ve akıl dolu bir insan olduğunu vurgular. Delilik iddiasının mantıksızlığını, onun geçmişteki ahlâkî tutarlılığına işaret ederek çürütür.

Başka bir yerde de şöyle buyrulur:

“Ona apaçık âyetler gelince: ‘Bu öğretilmiş bir delidir’ dediler.”
(Duhân Suresi, 14)

Önceki Peygamberlere de Aynı İftira Atıldı

Kur’ân, bu iftiranın Hz. Muhammed (s.a.v.) ile sınırlı olmadığını, önceki elçilere de yapıldığını haber verir. Mesela:

  • Hz. Nûh, Hz. Hûd, Hz. Sâlih gibi peygamberlere de kavimleri “deli” veya “akıl hastası” demişlerdir. (Hûd Suresi bağlamında ve genel olarak Zâriyât 52’de özetlenir.)

Bu, inkârcıların hakikate karşı tutumunun değişmez bir özelliği olduğunu gösterir: Hakikat rahatsız edici olunca, onu getiren kişiyi akıl sağlığıyla itham etmek en kolay kaçıştır.

Mesih’in İkinci Gelişinde de Aynı İftiraya Maruz Kalınabilir

Kur’ân’ın bu konuda verdiği ders, sadece geçmişe ait değildir. Hak davetin yeniden güçlü bir şekilde zuhur edeceği, Mesih’in (Hz. İsa’nın) ikinci gelişinde de aynı iftira ve benzeri ithamların tekrarlanabileceği anlaşılır. Çünkü inkâr edenlerin kalplerindeki hastalık aynıdır: Gerçeği kabul edememek ve onu getiren kişiyi akıl, ruh veya ahlâk yönünden kusurlu göstermek. Bu taktik, kıyamete kadar hakikatin karşısına çıkan her dönemde kullanılmaya devam edecektir.

Hadislerde Konu

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de bu iftiralara muhatap olmuş, ancak her zaman sabır ve tebliğ ile cevap vermiştir. Sahih hadis kaynaklarında müşriklerin bu tür ithamları nakledilmekle birlikte, doğrudan “delilik” iftirasını ele alan spesifik bir hadis metni yerine, Kur’ân’ın bizzat bu iftirayı defalarca yalanlaması yeterlidir. Zaten Allah’ın Kitabı, Peygamber’in (s.a.v.) en büyük savunucusudur.

Sonuç:
Delilik iftirası, tarihin her döneminde hak davete karşı çıkanların ortak silahıdır. Kur’ân bu iftirayı yerle bir eder: Peygamberler deli değil, aksine en üstün akıl ve basiret sahibidirler. Onlar, Allah’ın vahyini insanlara ulaştıran apaçık uyarıcılardır. Bu iftira, söyleyenin kendi akıl ve vicdan eksikliğini ifşa etmekten başka bir işe yaramaz.

“Sen Rabbinin nimeti sayesinde deli değilsin.” (Kalem, 2)
Bu hitap, sadece Hz. Muhammed’e (s.a.v.) değil, onun yolunu izleyen tüm samimi elçilere ve müminlere de bir müjdedir. Hak üzere olanlar deli değil, gerçeği görenlerdir.