Kaza ve Kader: Allah’ın Takdiri ve Kulun Sorumluluğu
Kaza ve Kader: Allah’ın Takdiri ve Kulun Sorumluluğu
İslam inancının temel esaslarından biri olan kaza ve kader, her şeyin Allah’ın ilmi, iradesi ve takdiri ile gerçekleştiğini ifade eder. Kader, Allah’ın ezelî ilmiyle olmuş ve olacak her şeyi bilmesi ve yazması; kaza ise bu ilâhî takdirin fiilen gerçekleşmesidir. Kur’ân-ı Kerîm ve sahih hadis-i şeriflerde bu konu sıkça vurgulanmış, müminlere hem tevekkül hem de sorumluluk bilinci aşılanmıştır.
Kur’ân-ı Kerîm’de Kaza ve Kader ile İlgili Bazı Ayetler
Kur’ân’da kaderin en net ifadelerinden biri şöyledir:
“Yeryüzünde ve kendi nefislerinizde (başınıza gelen) hiçbir musibet yoktur ki, biz onu yaratmadan önce bir kitapta (Levh-i Mahfuz’da) yazılmış olmasın. Şüphesiz bu, Allah’a göre kolaydır.”
(Hadîd Suresi, 22)
Bu âyet, hiçbir olayın tesadüf olmadığını, her musibetin ve her iyiliğin Allah’ın ezelî takdirinde yazılı olduğunu açıkça bildirir.
Başka bir âyette ölüm ve ecel şöyle belirlenir:
“Hiçbir kimse Allah’ın izni olmadan ölmez. (Ölüm) belirli bir süreye (ecel) göre yazılmıştır…”
(Âl-i İmrân Suresi, 145)
Allah’ın her şeyi takdir ettiği ve dilediğini hidayete, dilediğini dalalete yönelttiği de şöyle ifade edilir:
“De ki: ‘Allah’ın bize yazdığı şeyden başkası bize asla isabet etmez. O bizim Mevlâmızdır. Müminler yalnız Allah’a tevekkül etsinler.’”
(Tevbe Suresi, 51)
Geleceği yalnızca Allah’ın bildiği de kaderin bir yönünü gösterir:
“Kıyâmet saatinin bilgisi şüphesiz Allah katındadır. Yağmuru O indirir. Rahimlerde ne varsa onu bilir. Hiç kimse yarın ne kazanacağını bilemez. Hiç kimse nerede öleceğini de bilemez. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hakkıyla haberdâr olandır.”
(Lokmân Suresi, 34)
Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) Hadis-i Şerifleri
Hz. Peygamber (s.a.v.), Cibril hadisinde imanın şartlarını sayarken kadere imanı da açıkça zikretmiştir:
Cibril (a.s.) “İman nedir?” diye sorunca Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
“Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe, hayır ve şerriyle kadere iman etmendir.”
(Müslim, Îmân 1; Ebû Dâvûd, Sünnet 15)
Başka bir meşhur hadiste her şeyin kaderle bağlı olduğu vurgulanır:
“Her şey kader iledir, hatta acizlik ve beceriklilik bile!”
(Müslim, Kader 34)
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) kadere imanın önemini şu çarpıcı ifadeyle de belirtmiştir:
“Kim kadere iman etmezse, Uhud Dağı kadar altın infak etse bile Allah ondan kabul etmez.”
(Ebû Dâvûd ve Tirmizî rivayeti – sahih)
Yine bir başka hadiste şöyle buyrulur:
“Allah Teâlâ, mahlûkatın kaderlerini semâları ve arzı yaratmasından 50 bin sene evvel yazmıştır.”
(Müslim, Kader)
Sonuç: Tevekkül ve Çaba Dengesi
Kaza ve kadere iman, insanı tembelliğe değil, aksine çalışmaya ve çabalamaya sevk eder. Çünkü kul, sebeplere sarılacak, gayret gösterecek; sonucu ise Allah’a bırakacaktır. Her musibet Allah’ın takdiriyle gelir, fakat kulun fiilleri de kendi iradesiyle işlenir ve ondan sorumludur. Bu denge, mümini hem sükûnete hem de harekete geçirir.
“Allah dileseydi hepsini hidayet üzere toplardı.” (Şûrâ, 8) buyruğu, her şeyin O’nun iradesinde olduğunu; fakat insanın da iradesiyle imtihan edildiğini gösterir.
Kaza ve kadere iman, kalbe ferahlık veren bir iman esasıdır. Mümin, başına gelen her şeyde Allah’ın hikmetini arar, sabreder ve “Allah’ın takdiri en hayırlısıdır” der.