Ruh ve Psikiyatri: Bilim Nerede Duruyor, İman Nerede Başlıyor?

Ruh ve Psikiyatri: Bilim Nerede Duruyor, İman Nerede Başlıyor?
10.01.2026 23:00 | Son Güncellenme: 11.01.2026 15:53
52
A+
A-

Ruh ve Psikiyatri: Bilim Nerede Duruyor, İman Nerede Başlıyor?

Değerli okurlar,
Günümüz insanı ruhsal bir krizin ortasında: Depresyon teşhisleri rekor kırıyor, anksiyete ilaçları en çok satılanlar listesinde başı çekiyor, intihar oranları ürkütücü seviyelerde. Psikiyatri bilimi elinden geleni yapıyor; beyin taramaları, nörotransmitter analizleri, bilişsel davranışçı terapiler… Ama hastalar iyileşiyor mu? Çoğu “bir süre” rahatlıyor, sonra aynı boşluk geri geliyor. Neden? Çünkü psikiyatri, ruhu yalnızca beyin fonksiyonlarının bir yan ürünü olarak görüyor. Oysa Kur’ân ve hadisler bize ruhun bambaşka bir hakikate sahip olduğunu söylüyor. Bu yazı, ayet ve hadislerin ışığında ruhun mahiyetini hatırlatacak, ardından psikiyatri biliminin bu hakikat karşısındaki sınırlarını –dengeli bir şekilde– ortaya koyacak.

Ruhun Mahiyeti: Ayetlerin Bildirdiği Gerçek

Kur’ân-ı Kerîm, ruh hakkında konuşurken son derece ihtiyatlıdır. En net ifade İsra Suresi 85. ayettedir:
“Sana ruhtan soruyorlar. De ki: Ruh, Rabbimin emrindendir. Size ilimden ancak az bir şey verilmiştir.”

Bu ayet, ruhun insan bilgisinin ulaşamayacağı bir ilâhî sır olduğunu açıkça bildirir. Ruh, maddî ölçütlerle tartılamaz, laboratuvara konamaz. O, Allah’ın doğrudan emriyle var olan bir hakikattir.

Bir başka önemli ayet, Secde Suresi 9’dur:
“Sonra onu düzenleyip insan şekline soktu ve ona kendi ruhundan üfledi. Size kulaklar, gözler ve gönüller verdi. Ne kadar az şükrediyorsunuz!”

Burada ruh, Allah’tan bir “üfleme” olarak tasvir edilir; bedene hayat veren, onu insan kılan ilâhî bir unsur. Şükürsüzlük ise bu ruhun ihtiyaç duyduğu manevi besini ihmal etmek anlamına gelir.

Ra’d Suresi 28 ise ruhun huzur kaynağını işaret eder:
“Bilesiniz ki, kalpler ancak Allah’ı zikretmekle huzura erer.”

Bu ayet, ruhsal rahatsızlığın en derin sebebinin Allah’tan uzaklık olabileceğini ima eder.

Hadislerin Işığında Ruh

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ruh hakkında pek çok açıklama yapmıştır. En meşhur rivayetlerden biri, ruhun bedene ne zaman üflendiğini anlatır:
“Sizin her birinizin yaratılışı, annesinin karnında kırk günde nutfe halinde toplanır, sonra o kadar zamanda alaka (embriyo), sonra o kadar zamanda mudğa (et parçası) olur. Sonra melek gönderilir, ona ruh üflenir…” (Buhârî, Müslim)

Bu hadis, ruhun bedenden bağımsız bir varlık olarak geldiğini gösterir.

Ölüm anıyla ilgili rivayetler de ruhun maddeden ayrı olduğunu vurgular:
“Müminin ruhu, cennet kuşlarının yediği bir ağaca asılır…” (Tirmizî)
Kâfirin ruhu ise azap görür. Bu anlatımlar, ruhun bedenin ölümüyle yok olmadığını, aksine yolculuğuna devam ettiğini bildirir.

Bir başka önemli hadis, manevi tedavinin gücünü gösterir:
“Kişi sabah akşam yedi defa ‘Eûzu billâhi’s-semîi’l-alîmi mine’ş-şeytâni’r-racîm’ derse, şeytanın şerrinden korunur.”
Peygamberimiz (s.a.v.), cin çarpması veya ağır ruhsal sıkıntı yaşayanlara rukye okumuştur. Bu, ruhsal hastalıkların manevi boyutunun da olabileceğini kabul eder.

Psikiyatri Bilimi Ne Kadar Yeterli?

Modern psikiyatri, ruhsal hastalıkları büyük oranda biyolojik, psikolojik ve sosyal faktörlerle açıklar. Beyin görüntülemeleri sayesinde depresyonda prefrontal kortekste aktivite azalması, şizofrenide dopamin dengesizliği gibi bulgular elde edilmiştir. Antidepresanlar, antipsikotikler birçok hastada semptomları ciddi ölçüde azaltır. Bilişsel davranışçı terapi, travma sonrası stres bozukluğunda kanıtlanmış etkinliğe sahiptir.

Ancak bilimin sınırları da vardır:

  1. Ruhun metafizik boyutu dışarıda bırakılır. Psikiyatri, “psyche”yi (zihin) inceler, fakat Kur’ân’ın “ruh” dediği ilâhî üflemeyi modeline alamaz. Bu yüzden manevi boşluk, günah yükü, ölüm korkusu gibi varoluşsal krizlere tatmin edici cevap veremez.
  2. Tedaviler semptomatik kalır. İlaçlar nörotransmitterleri düzenler, ama “Neden bu insan kendini değersiz hissediyor?” sorusunun kökenine inemezse kalıcı şifa sınırlı kalır.
  3. Yan etkiler ve bağımlılık riski. Uzun süreli SSRI kullanımı cinsel işlev bozukluğu, duygusal küntleşme gibi sorunlar yaratabilir. Bazı hastalar “ilaçla iyi hissediyorum ama kendim gibi değilim” der.
  4. Kültürel ve manevi kör nokta. Batı merkezli psikiyatri, dini inançları bazen “delüzyon” olarak sınıflandırabilir. Oysa milyonlarca Müslüman için namaz, zikir, Kur’ân tilaveti en etkili “terapi”dir.

Dengeli Bir Yaklaşım Mümkün mü?

İslam, tıbbi tedaviyi reddetmez. Peygamberimiz (s.a.v.):
“Her hastalığın bir devası vardır. Hastalığın devası bulunduğu zaman, Allah’ın izniyle şifa bulur.” (Müslim) buyurmuştur.
Yine, “Tedavi olun, çünkü Allah verdiği her hastalığına bir şifa yaratmıştır” hadisi vardır.

Bu yüzden doğru olan:

  • Psikiyatriyi, ruhun maddi boyutunu tedavi eden bir araç olarak görmek,
  • Manevi tedaviyi (zikir, dua, tövbe, Kur’ân) ise ruhun asıl gıdası kabul etmektir.

Bir depresyon hastası hem psikiyatriste gidebilir hem de Ra’d Suresi 28’i hayatına rehber kılabilir. Biri beyindeki serotonin dengesini düzeltir, diğeri kalbi Allah’a bağlar.

Son Söz

Ruh, Allah’ın emrinden bir sırdır. Psikiyatri bilimi bu sırrın yalnızca maddi yansımalarını görebilir; değerli bir katkı sunar ama asla yeterli değildir. Gerçek huzur, ruhun yaratıcısına dönmekte yatar.

Ey okuyucu! Eğer içinde bir boşluk hissediyorsan, önce bir uzmana danış. Ama sonra secdeye kapan ve O’na yalvar. Çünkü kalpler, ancak O’nu anmakla tatmin olur.

Selam ve dua ile.