Kur’ân-ı Kerîm’in Mana Zenginliği: Zahir, Batın, Hadd ve Muttala’

Kur’ân-ı Kerîm’in Mana Zenginliği: Zahir, Batın, Hadd ve Muttala’
10.01.2026 23:04 | Son Güncellenme: 11.01.2026 15:39
51
A+
A-

Kur’ân-ı Kerîm’in Mana Zenginliği: Zahir, Batın, Hadd ve Muttala’

Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Abdullah b. Mes’ûd (r.a.)’dan rivayet edilen bir hadîs-i şerîfte şöyle buyurmuştur: “Kur’ân yedi harf üzerine indirilmiştir. Her âyetin bir zahiri (dış mânâsı) ve bir batını (iç mânâsı) vardır; her hükmün bir haddi (sınırı) ve her haddin bir muttalaı (yükseliş noktası) vardır.” Bu hadîs, çeşitli kaynaklarda (örneğin, Beğavî’nin tefsirinde, Taberânî ve İbn Hibbân’da) nakledilmiş olup, Kur’ân’ın derin mana katmanlarını ifade eder.

Bu ifadeler, Kur’ân-ı Kerîm’in yalnızca lafızdan ibaret olmadığını, her âyetin çok boyutlu bir mana zenginliğine sahip olduğunu göstermektedir. Klasik âlimler bu terimleri şöyle yorumlamışlardır:

  • Zahir: Âyetin ilk bakışta anlaşılan açık mânâsı, tilâveti ve herkesin erişebileceği dış yüzüdür. Meselâ, Taberî’ye göre zahir, âyetin okunuşu ve görünür tefsiridir.
  • Batın: Âyetin iç yüzü, gizli sırları ve derin tevili olup, hakikat ehlinin idrak edebildiği mânâlardır.
  • Hadd: Âyetin sınırları, helâl-haram hükümleri veya mânânın nihai derinliğidir. Bazı âlimlere göre, her hükmün sevap veya azap gibi bir karşılığıdır.
  • Muttala’ (veya matla’): Âyetin yükseliş noktası, mânânın en yüksek mertebesi veya ahirette görünecek mükâfatıdır.

Bu dört tabaka, başka bir rivayette “şücûn ve gusûn” (dal ve budaklar) olarak nitelenen füruat, işaretler ve ince mânâlarla genişler. Böylece her âyet, farklı ilim ve idrak seviyelerindeki insanlara ayrı kapılardan hitap eder.

Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri, bu hadîsi Risâle-i Nur’da sıkça zikrederek şöyle izah eder: “Kur’ân’ın lâfızları öyle bir tarzda vaz’edilmiş ki, her bir kelâmın, hattâ her bir kelimenin, hattâ her bir harfin, hattâ bazen bir sükûtun çok vücûhu (yönleri, mânâları) bulunuyor. Her bir muhatabına ayrı ayrı bir kapıdan hissesini verir.” Ona göre, Kur’ân’ın bu mana katmanları, onun i’câzının bir yönüdür; zahirî mânâsıyla avamı, batınî ve işârî mânâsıyla havassı tatmin eder. Ancak ifrat ve tefritten sakınmak şarttır: Her şeyi zahire hamletmek zahirîlik mezhebine, her şeyi batına yormak ise batınîlik ifratına yol açar.

Netice olarak, bu hadîs-i şerîf, Kur’ân-ı Kerîm’in sonsuz bir mana hazinesi olduğunu, her asırda ve her seviyede insana hitap ettiğini haber verir. O, sadece bir kitap değil, ezelî bir hitaptır ki, zahiriyle hüküm verir, batınıyla kalpleri aydınlatır, haddiyle sınır çizer, muttalaıyla ise sonsuz ufuklara yükseltir.