Kâf Sûresi ve Mehdi’nin Işığı
Kâf Sûresi ve Mehdi’nin Işığı
Kâf Sûresi, Kur’ân-ı Kerîm’in 50. sûresi olarak, Mekke döneminde nazil olmuş mûcizevî bir hitaptır. Başında yer alan “Kâf” harfiyle başlayan bu sûre, şanlı Kur’ân’a yemin ederek başlar: “Kâf. Velkurâni’l-mecîd” (Kâf. Şerefli Kur’ân’a andolsun). Bu yüce sûre, Allah’ın birliğini, ölümden sonra dirilişi, âhiret hesabını ve inkârcıların hazin âkıbetini anlatırken, derin manalarda ahir zamanın büyük müjdesini de taşır: Mehdi’nin zuhurunu.
Sûrenin ikinci âyetinde, kâfirlerin içlerinden bir uyarıcının gelmesine şaştıkları belirtilir: “Bel acibû en câehum munzirun minhum fe kâle’l-kâfirûne hâzâ şey’un acîb” (Hayır, onlara içlerinden bir uyarıcı gelmesine şaştılar da kâfirler: “Bu tuhaf bir şey!” dediler). İşte bu “acîb munzir” –tuhaf, hayret verici uyarıcı– ifadesi, birçok İslâm âlimi ve müfessir tarafından ahir zamanda gelecek olan İmâm Mehdi’ye işaret olarak yorumlanmıştır. Zira Mehdi, ümmetin en zor zamanlarında, beklenmedik bir şekilde zuhur edecek, adaleti yayacak ve insanları hakka davet edecek olan eşsiz bir şahsiyettir.
Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri gibi büyük zatlar, bu âyetteki “acîb şahıs”tan bahsederek, kendisinden sonra gelecek Mehdi’nin bu vasfa tam uyduğunu vurgulamışlardır. Mehdi, sıradan olmayan, mucizevî bir çıkışla ümmeti diriltecek, tıpkı sûrenin diriliş temasını hatırlattığı gibi.
Kâf Sûresi’nin Mehdi ile bağlantısı, sadece bu âyetle sınırlı kalmaz. Sûre, yeniden dirilişin kolaylığını anlatırken, yeryüzünün ölüleri nasıl dirilteceğini tasvir eder. Bu, Mehdi’nin zuhuruyla başlayacak olan manevî dirilişi de sembolize eder: Ümmetin kalpleri karanlıkta boğulmuşken, Mehdi’nin gelişiyle hakikat nuru yayılacak, adalet yeniden tesis edilecek.
Bazı tefsirlerde, sûrenin başındaki “Kâf” harfinin ebced ve harf ilmi bakımından ahir zamana işaret ettiği, hatta 19 rakamı mucizesiyle Mehdi’nin çıkışına dair gizli müjdeler taşıdığı belirtilir. Bu rakam, Kur’ân’ın matematiksel mucizelerinde önemli bir yer tutar ve Mehdi’nin zuhuruyla ilgili rivayetlerde de paralellik gösterir.
Kâf Sûresi, bize şunu hatırlatır: Inkârcılar nasıl Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) gelişine şaşıp “tuhaf” dedilerse, Mehdi’nin zuhuru da benzer bir hayret uyandıracak. Fakat o, Allah’ın lütfuyla gelecek, zulmü bitirecek, ümmeti birleştirecek.
Sûre boyunca vurgulanan âhiret sahneleri –cehennemin “Hel min mezîd?” (Daha var mı?) diye sorusu, cennetin takva sahiplerine yaklaştırılması– Mehdi devrinde başlayacak altın çağın müjdesini verir: Yeryüzü adaletle dolacak, insanlar yeniden hakka dönecek.
Ey mümin kardeşlerim! Kâf Sûresi’ni okurken, bu âyetlerin derinliğinde Mehdi’nin nurunu hissedelim. O, beklenen kurtarıcıdır; duâlarımızla, amelimizle zuhuruna hazırlanmak boynumuzun borcudur. Allah, bizleri onun yolunda sabitkadem eylesin, zuhuruyla şereflendirsin. Âmin.
Bu sûre, kalplere diriliş üfleyen bir nefha-i ilâhîdir; Mehdi ise bu dirilişin dünyevî timsalidir. Okuyalım, tefekkür edelim ve ümitvar olalım!