İslam’da Savaş ve Barış: Kur’an ve Hadis Işığında Bir Bakış
İslam’da Savaş ve Barış: Kur’an ve Hadis Işığında Bir Bakış
İslam, kelime anlamı itibarıyla barış ve esenlik dinidir. “Selam” ve “İslam” kökleri aynıdır; Allah’ın isimlerinden biri de es-Selam’dır (barışın kaynağı). Kur’an-ı Kerim ve Peygamber Efendimizin (s.a.v.) sünneti, barışı esas alır; savaşı ise ancak zulmü ortadan kaldırmak, can-mal-namus güvenliğini korumak gibi zorunlu hallerde meşru görür. Savaş son çare, barış ise her zaman önceliklidir.
Kur’an-ı Kerim’den Barış ve Sulh Ayetleri
Kur’an, barışı teşvik eden pek çok ayetle doludur:
- “Ey iman edenler! Hep birden barışa (silm’e / İslâm’a) girin. Şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o, size apaçık bir düşmandır.”
(Bakara Suresi, 2/208) - “Eğer onlar barışa (silm’e) yanaşırlarsa sen de ona yanaş ve Allah’a tevekkül et. Şüphesiz O, hakkıyla işiten, hakkıyla bilendir.”
(Enfâl Suresi, 8/61)
→ Bu ayet, düşman barış teklif ettiğinde hemen kabul edilmesi gerektiğini emreder. - “Barış yapmak daha hayırlıdır.”
(Nisâ Suresi, 4/128) - “Onlar sizi bırakıp da sizinle savaşmaktan vazgeçer ve barış teklif ederlerse, artık Allah size, onlara karşı bir yol (saldırı izni) vermez.”
(Nisâ Suresi, 4/90)
Bu ayetler, İslam’ın barışa ne kadar önem verdiğini, hatta üstünlük durumunda bile barış teklifini reddetmemeyi emrettiğini gösterir.
Kur’an-ı Kerim’den Savaşın Meşruiyeti ve Sınırları
Savaş, İslam’da saldırı ve zulme karşı savunma olarak meşru kılınmıştır:
- “Kendilerine zulmedildikten sonra savaşmalarına izin verilenler vardır. Şüphesiz Allah, onlara yardım etmeye kadirdir.”
(Hac Suresi, 22/39)
→ İlk savaş izni ayetidir; zulme uğrayan müminlere savunma hakkı tanınır. - “Size karşı savaş açanlarla Allah yolunda savaşın. Ama aşırı gitmeyin. Çünkü Allah aşırı gidenleri sevmez.”
(Bakara Suresi, 2/190) - “Fitne ortadan kalkıncaya ve din yalnız Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Şayet vazgeçerlerse zalimlerden başkasına düşmanlık yoktur.”
(Bakara Suresi, 2/193)
Savaşın amacı fitne (zulüm, baskı, din özgürlüğünü engelleme) ortadan kalkmasıdır; intikam veya zorla din kabul ettirme değildir.
Peygamber Efendimiz’den (s.a.v.) Hadisler
Hz. Peygamber (s.a.v.), hem barışı hem de savaşın ahlakını öğretmiştir:
- “Müslüman, elinden ve dilinden diğer Müslümanların emin olduğu kimsedir.”
(Buhârî, Îmân 4-5; Müslim, Îmân 64-65)
→ Barışın temelidir: Kimseye zarar vermemek. - “İnsanların arasını düzeltmek (barıştırmak) için yalan söyleyen yalancı sayılmaz.”
(Buhârî, Sulh 2; Müslim, Birr 101)
→ Barış için fedakârlık teşvik edilir. - “Size karşı savaş açılmadıkça, size savaşılmadıkça savaşmayın. Çocukları, kadınları, yaşlıları, mabetlerde ibadetle meşgul olanları öldürmeyin.”
(Ebû Dâvûd, Cihâd 146; benzer rivayetler) - Hudeybiye Antlaşması’nda müşriklerle 10 yıl barış yaptı; üstün olduğu halde savaşı erteledi ve barışı tercih etti.
- “Ben rahmet peygamberiyim, savaş peygamberi değilim.” anlamında rivayetler de vardır; savaşı rahmetin gölgesinde tutmuştur.
Sonuç
İslam’da barış asıldır, savaş istisnadır. Savaş ancak:
- Zulme karşı savunma,
- Din özgürlüğünü koruma,
- Baskı ve fitneyi kaldırma amacıyla meşrudur.
Barış teklif edildiğinde hemen kabul edilir, antlaşmalara sadakat emredilir. Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) hayatı bunun en güzel örneğidir: Mekke’de 13 yıl sabırla barış yolunu seçmiş, Medine’de ancak saldırılara karşı savaşmıştır. Günümüzde de Müslümanların barışa, adalete ve merhamete öncülük etmesi beklenir.
“Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.”