İslam’da Ruhbanlık Var mı? – Cemaat ve Tarikat Ekseninde Değerlendirme
İslam’da Ruhbanlık Var mı? – Cemaat ve Tarikat Ekseninde Değerlendirme
İslam’da ruhbanlık (Hristiyanlık’taki gibi manastırda inzivaya çekilme, evlenmeyi tamamen terk etme, helal nimetleri kendine haram kılma, dünyayı bütünüyle bırakma şeklinde aşırı bir riyazet ve toplumdan kopuş) yoktur. Kur’an-ı Kerim ve hadis-i şerifler bunu net bir şekilde reddeder. Ancak bazı modern yorumlarda bu reddediş, tarikat ve cemaat yapılarına da genişletilerek “din adına aracı kurumlar, şeyh-mürid ilişkisi, ruhani otorite” şeklinde ruhbanlık ithamında bulunulur. Bu ithamın haklılık payı olup olmadığını ayet ve hadis ışığında inceleyelim.
Kur’an-ı Kerim’den Ana Deliller
En doğrudan delil Hadid Suresi 27. ayettir:
“Sonra onların izleri üzere peygamberlerimizi ard arda gönderdik. Meryem oğlu İsa’yı da onların ardından gönderdik ve ona İncil’i verdik. Ona uyanların kalplerine şefkat ve merhamet koyduk. Allah’ın rızasını kazanmak için uydurdukları ruhbanlığı ise biz onlara farz kılmamıştık. Onlar kendileri bunu ortaya çıkardılar, fakat buna da gereği gibi uymadılar. İçlerinden iman edenlere ecirlerini verdik. Çoğu ise yoldan çıkmışlardır.” (Hadid, 57/27)
- Ayet, ruhbanlığın Allah tarafından farz kılınmadığını, sonradan uydurulduğunu (bid’at) açıkça belirtir.
- Klasik tefsirlerde bu, Hristiyanların manastır hayatı, bekârlık yemini ve aşırı riyazeti olarak açıklanır.
- Bazı çağdaş yorumlarda ise ayet, din ile kul arasına aracı kurumlar (şeyh, tarikat hiyerarşisi, mürşid-mürid ilişkisinde mutlak itaat) koyan her türlü yapıyı da kapsar şekilde geniş yorumlanır. Çünkü ayet, Allah rızası adına bile olsa sonradan uydurulan ve farz kılınmayan uygulamaları eleştirir.
Başka uyarıcı ayet:
“Ey iman edenler! Allah’ın size helâl kıldığı temiz ve hoş şeyleri kendinize haram kılmayın ve (Allah’ın koyduğu) sınırları aşmayın. Şüphesiz Allah, aşırı gidenleri sevmez.” (Maide, 5/87)
Bu, helal olan evlilik, ticaret, dünya nimetlerini dindarlık adına haram kılmayı yasaklar – ki bu ruhbanlığın temel özelliğidir.
Bölünme ve hizipleşme konusunda ise:
“Onlardan (olup da) dinlerini parça parça edip fırkalara ayrılanlardan olma. Her fırka, kendilerindekinden memnun olup sevinmektedir.” (Rum, 30/32; benzer: En’am 159, Al-i İmran 105)
Kur’an, dini fırkalara (hizip, tarikat, cemaat) bölünmeyi ve her grubun kendini beğenmişliğini eleştirir.
Hadis-i Şeriflerden Deliller
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ruhbanlığı reddeden rivayetler nakledilmiştir:
- “İslam’da ruhbanlık yoktur.”
(Ahmed b. Hanbel, Müsned; Dârimî, Nikâh – mana olarak kabul edilir, lafız tartışmalıdır) - “Her ümmetin bir ruhbanlığı vardır, benim ümmetimin ruhbanlığı ise Allah yolunda cihaddır.”
(Müsned Ahmed; Mecmau’z-Zevaid) Burada inziva yerine toplum içinde mücadele, ilim, tebliğ, hizmet vurgulanır. Tarikatların “Allah yolunda cihad” iddiası buradan gelir; ancak bu, bireysel inziva değil toplum içi faaliyettir. - Osman bin Maz’un’un inzivaya çekilme isteğine karşı:
“Benim sünnetimden yüz çeviren benden değildir.” buyurarak evliliği, aile hayatını emretmiştir. (Buhari, Nikah; Müslim, Nikah)
Tarikat ve cemaat teşviki konusunda açık bir ayet veya hadis yoktur. Ancak “Âlimler peygamberlerin varisleridir” (Buhari, İlim) gibi hadisler, ilim ehline başvurmayı teşvik eder – bu, mutlak ruhani otorite anlamına gelmez.
Tarikat ve Cemaat Bağlamında Değerlendirme
- Hak tarikat anlayışı (tasavvufun özü): Nefis terbiyesi, zikir, ahlak güzelleştirme, Kur’an ve sünnet üzere zühd (dünyaya aşırı bağlanmama) İslam’ın teşvik ettiği hususlardır. Bunlar ruhbanlık değil, orta yolda takvadır.
- Sorunlu yönler: Bazı tarikat ve cemaatlerde görülen mutlak itaat, şeyhe ilahi sıfatlar atfetme, rüya-ilham adına din adına hüküm çıkarma, mürşidi aracı kılma, cennet-cehennem tasarrufu iddiası gibi uygulamalar, Hadid 27’deki “uydurma” ve Maide 87’deki “haram kılma” yasağına girer. Bunlar ruhbanlık benzeri bir din adamı sınıfı oluşturur ve Kur’an’ın “Allah ile kul arasına aracı koyma” prensibine aykırıdır.
- İslam alimlerinin çoğunluğu: Tasavvufun özünü kabul eder, ancak bid’at ve hurafelerle bozulan tarikatları reddeder. “Tarikat şeriatın içindedir, dışına çıkmaz” kaidesi geçerlidir.
Sonuç
İslam’da klasik Hristiyan ruhbanlığı (manastır, bekârlık, toplumdan kopuş) yoktur ve bu açıkça reddedilmiştir. Tarikat ve cemaatler ise Kur’an ve sünnet üzere nefis terbiyesi, ilim, hizmet için meşru olabilir; ancak din adına aracı otorite, mutlak itaat, helalleri haram kılma gibi unsurlar taşıdıklarında ruhbanlık benzeri bid’at haline gelirler.
İslam’ın güzelliği orta yoldadır: Ne aşırı dünyevilik, ne aşırı inziva; ne fert başıboş, ne de hiyerarşik ruhban sınıfı. Herkes doğrudan Allah’a kulluk eder, ilim ehline danışır ama aracı koymaz.