Batıni İlim: Kalbin Derinliklerindeki Hikmet ve Ledün İlmi

Batıni İlim: Kalbin Derinliklerindeki Hikmet ve Ledün İlmi
26.01.2026 13:16
82
A+
A-

Batıni İlim: Kalbin Derinliklerindeki Hikmet ve Ledün İlmi

İslam geleneğinde zâhirî ilim (dış görünüşe, şer’i hükümlere dayalı bilgi) ile batınî ilim (kalbe, ruha, ledünnî hikmetlere ve Kur’an’ın derin manalarına ait ilim) ayrımı önemli bir yer tutar. Batınî ilim, Allah’ın lütfuyla kalbe doğan, vehbî (Allah tarafından doğrudan verilen) bir marifet olarak anlaşılır. Bu ilim, zahirdeki şeriatı inkâr etmez; aksine onu tamamlar ve derinleştirir.

Kur’an-ı Kerim’de batınî ilme işaret eden en belirgin örnek, Kehf Suresi‘nde Hz. Musa ile Hızır kıssasıdır:

“Derken kullarımızdan bir kul buldular ki, biz ona katımızdan bir rahmet vermiş ve kendisine tarafımızdan bir ilim öğretmiştik.” (Kehf, 18/65)

Bu ayette geçen “ledün ilmi” (katımızdan/ledünnî ilim), batınî ilmin en açık delillerindendir. Hızır’ın yaptığı işlerin zahirde anlaşılmaz görünmesine rağmen batında hikmet dolu olması, bu ilmin sırlarını gösterir. Allah Teâlâ’nın bazı kullarına doğrudan verdiği bu özel bilgi, akıl ve duyularla ulaşılamayan derin hakikatlerdir.

Başka bir ayette Allah, zâhir ve bâtın nimetlerini hatırlatır:

“Allah size zâhir ve bâtın nimetlerini bol bol vermiştir…” (Lokman, 31/20)

Buradaki “bâtın nimetler”, maddi olmayan, ruhi ve irfani lütuflara; batınî ilme de işaret eder. Yine En’am Suresi’nde:

“Günahın açığını da gizlisini (bâtınını) da bırakın…” (En’am, 6/120)

ifadesi, hem zahir hem batın boyutun önemini vurgular.

Hadis-i şeriflerde de batınî ilme dair işaretler bulunur. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Kur’an’ın bir zâhiri ve bir bâtını vardır; her âyetin bir zâhiri, bir bâtını, bir haddi ve bir matlaı vardır.”

(Bu mana, çeşitli rivayetlerde ve tasavvuf klasiklerinde yer alır; örneğin İbn Mesud ve diğer sahabelere nisbet edilen açıklamalarda geçer.)

En bilinen ve batınî ilimle ilişkilendirilen hadislerden biri de Hz. Ali (r.a.) hakkındadır:

“Ben ilmin şehriyim, Ali de onun kapısıdır. Kim ilim istiyorsa kapıya gelsin.”

(Tirmizî, Menâkıb; Ahmed b. Hanbel gibi kaynaklarda geçen bu hadis, Hz. Ali’nin Peygamber’den aldığı derin ilim ve hikmet mirasını ifade eder. Birçok âlim, bu kapının batınî marifet ve irfan yoluna açıldığını belirtir.)

Yine tasavvuf büyükleri, batınî ilmin Peygamber varisliğiyle bağlantısını vurgular: “Âlimler peygamberlerin varisleridir” hadisi (Buhârî, Tirmizî), hem zahirî hem batınî ilimleri kapsar. Zahirî ilim fıkıh ve hükümlerle, batınî ilim ise kalbin arınması, marifetullah ve esrar-ı ilahiye ile ilgilidir.

Sonuç olarak, batınî ilim Kur’an ve Sünnet’in derin manalarını kavramak, Allah’ın sırlarına yaklaşmak ve kalbi O’na bağlamaktır. Bu ilim, zahirî ilmin üzerine bina edilir; şeriatı terk etmek değil, onu kemâle erdirmektir. Gerçek âlim, hem zahirde adaletli, hem batında Hak ile beraberdir. Bu yolda başarı, samimiyet, zikir ve güzel ahlâk iledir.

Allah bizleri hem zahirî hem batınî ilimle donatsın, kalplerimizi marifetiyle nurlandırsın. Âmin.