Aile Bağı İman Bağının Önünde Değildir
Aile Bağı İman Bağının Önünde Değildir
İslam inancının temel ilkelerinden biri, iman bağının her türlü dünyevi bağdan, özellikle aile ve akrabalık bağlarından üstün olduğudur. Peygamber kıssaları, bu gerçeği en çarpıcı şekilde ortaya koyar. Bir kişi Peygamber’in yakını, hatta kan bağı olan akrabası olsa bile, iman etmediği takdirde ahirette kurtuluşa eremez ve helak olabilir. Bu husus, Kur’an-ı Kerim’de birçok ayetle ve Hadis-i Şeriflerle açıkça belirtilmiştir.
Hz. Nuh (a.s.) ve Oğlu Kıssası
Hz. Nuh’un kıssası, bu konuda en önemli örneklerden biridir. Allah, Nuh’a (a.s.) tufan öncesi gemiye ailesini ve inananları almasını emretmişti. Ancak oğlu iman etmemişti. Tufan başladığında Nuh (a.s.), oğluna seslendi:
“Yavrucuğum! Bizimle beraber (gemiye) bin, kâfirlerle beraber olma!” (Hud, 11/42)
Oğlu ise “Ben, beni sudan koruyacak bir dağa sığınırım” diyerek reddetti. Nuh (a.s.) Rabbine yalvardı: “Ey Rabbim! Şüphesiz oğlum da ailemdendir. Senin vaadin elbette haktır. Sen hâkimlerin en âdilisin.” (Hud, 11/45)
Allah Teâlâ şöyle buyurdu:
“Ey Nuh! O senin ailenden değildir. Çünkü onun yaptığı iyi olmayan bir iştir. Sakın hakkında bilgi sahibi olmadığın bir şeyi benden isteme!” (Hud, 11/46)
Bu ayetler, iman olmadığında kan bağının hiçbir fayda sağlamayacağını net bir şekilde gösterir. Nuh’un oğlu, babasının peygamberliğine rağmen tufanda helak oldu.
Hz. İbrahim (a.s.) ve Babası
Hz. İbrahim (a.s.), tevhid mücadelesinin öncüsüdür. Babası putperestti. İbrahim (a.s.) ona şöyle dedi:
“Bir takım putları kendine tanrı mı ediniyorsun? Doğrusu ben seni de, kavmini de apaçık bir sapıklık içinde görüyorum.” (En’âm, 6/74)
İbrahim (a.s.), babasını imana davet etti ancak o kabul etmedi. Müminler için örnek olan tutum, Mümtâhine Suresi’nde şöyle ifade edilir:
“İbrahim’de ve onunla beraber olanlarda sizin için güzel bir örnek vardır. Onlar kavimlerine demişlerdi ki: ‘Biz sizden ve Allah’tan başka taptıklarınızdan uzağız. Sizi inkâr ettik. Bizimle sizin aranızda ebedî bir düşmanlık ve nefret belirmiştir…’” (Mümtehine, 60/4)
Bu, iman uğruna aile bağının gerekirse koparılabileceğini gösterir.
Hz. Muhammed (s.a.v.) ve Amcası Ebu Leheb
Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) amcası Ebu Leheb, en şiddetli düşmanlarından biriydi. Kur’an-ı Kerim, ona özel bir sure indirdi:
“Ebu Leheb’in iki eli kurusun! Kurudu zaten. Ona ne malı fayda verdi ne de kazandığı. Alev alev yanan ateşe girecek. Karısı da odun taşıyıcı olarak… Boynunda hurma lifinden bükülmüş bir ip olduğu halde.” (Tebbet, 111/1-5)
Ebu Leheb, Peygamber’in amcası olmasına rağmen iman etmediği için cehennemle müjdelenmiştir. Malı, makamı ve akrabalığı ona hiçbir fayda sağlamamıştır.
Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) Akrabalarına Hitabı
Peygamberimiz (s.a.v.), risaletinin başında Safa Tepesi’ne çıkarak akrabalarını uyardı. “Ey Kureyş topluluğu! Kendinizi cehennemden kurtarın. Ey Abdulmuttalib oğulları! Kendinizi cehennemden kurtarın. Ey Abbas oğlu! Kendini cehennemden kurtar. Ey Peygamber’in kızı Fatima! Kendini cehennemden kurtar. Ben Allah’tan size hiçbir fayda veremem” mealinde hadisler rivayet edilir.
Başka bir rivayette, “Ey insanlar! Ben sizin babanız değilim. Ben Allah’ın Resulüyüm. Sizden her biriniz amelinizle baş başasınız” buyurmuştur. Bu, kimsenin akrabalık nedeniyle özel muafiyetinin olmadığını vurgular.
Genel Hükümler
Kur’an’da genel kural şöyledir:
“Hiçbir günahkâr, başkasının günah yükünü yüklenmez.” (Fâtır, 35/18; Necm, 53/38)
Akrabalık bağı, dünyada gözetilmesi emredilen bir hak olsa da (sıla-i rahim), ahiret kurtuluşunda imanın yerini tutmaz.
Sonuç olarak, aile ve kan bağı ne kadar güçlü olursa olsun, iman bağı onun önündedir. Peygamberlerin kıssaları, bu ilkeyi defalarca hatırlatır. Herkes, kendi imanı ve ameliyle sorumludur. Peygamber akrabası olmak bile kurtarıcı değildir; aslolan kalpteki imandır. Allah Teâlâ, bizleri iman üzere sabit kılanlardan eylesin. Amin.