Cifr’in Diliyle Bir Harf: Mîm ve Mehdi

Cifr’in Diliyle Bir Harf: Mîm ve Mehdi
09.01.2026 15:25
38
A+
A-

Cifr’in Diliyle Bir Harf: Mîm ve Mehdi

Bazı ilimler vardır; yüksek sesle konuşmaz. İddia etmez, tarih vermez, kesin hüküm kurmaz. Ama işaret eder. Cifr ilmi de böyledir. Harflerin, sayıların ve kelimelerin ardına saklanan manayı okumaya taliptir. Bu geleneğin merkezinde ise çoğu zaman tek bir harf durur: Mîm.

Kur’ân’da Mîm’i sessiz ama derin bir yerde görürüz. Elif Lâm Mîm, Hâ Mîm… Cifr ehline göre bu harfler, sadece “anlamı bilinmeyen” semboller değil; zamana, devre ve vazifeye dair kilitlerdir. Elbette nihai ilim Allah’a aittir. Cifr, bunu asla inkâr etmez. Fakat “bilinmez” denilen şeyin, “hiçbir şeye işaret etmez” anlamına gelmediğini de hatırlatır.

Mehdi ismi, cifr geleneğinde özellikle başındaki Mîm ile okunur. Çünkü Mîm, ebced hesabında 40 sayısına karşılık gelir. Kırk ise İslâm geleneğinde tamamlanma ve olgunluk sayısıdır: Hz. Musa’nın Tur’da kırk günü, insanın kırk yaşında kemale ermesi, tasavvufta kırk makam… Bu bağlamda Mehdi, bir acelecilik değil; zamanı dolmuş bir tecelli olarak düşünülür.

İbn Arabî, harfleri sadece sayı değil, kozmik şekiller olarak da ele alır. Mîm, kapalı bir dairedir. Cifr ehline göre bu daire, bir devrin mühürlenmesini temsil eder. Başlangıcı Elif ile olan çizgi, sonunda Mîm ile kapanır. Bu yüzden bazı metinlerde “ahir zaman” anlatıları Mîm ile sembolize edilir. Mehdi, bu okumada bir şahıstan çok, devrin kilidini açan anahtar gibidir.

Muhammed ismi burada yeniden karşımıza çıkar. İki Mîm arasında yer alan bu isim, cifr geleneğinde başlangıç–tamamlanış çizgisinin merkezidir. Risalet Muhammed ile başlamış, velâyet ve adalet misyonu Mehdi ile kemale erecektir. Bu yorum, bir kehanet değil; harflerin diliyle yapılan bir işaret okumasıdır.

Cifr metinlerinde sıkça tekrar edilen bir uyarı vardır: “Harf konuşur, ama hüküm vermez.” Bu yüzden sahih hadislerde açıkça yer almayan hiçbir mesele, cifrle akaid haline getirilmez. Mehdi ile Mîm arasındaki bağ da böyledir. Bu ilişki, iman edilmesi gereken bir bilgi değil; düşünülmesi gereken bir remizdir.

Bediüzzaman Said Nursî’nin cifre yaklaşımı bu noktada belirleyicidir. O, cifrî işaretleri kabul eder; fakat onları şahıs tayini için değil, vazife ve süreç okumak için kullanır. Mehdi’yi bir isimden çok, iman ve adaletin yeniden inşası olarak görür. Mîm, burada bir kişinin baş harfi değil; bir çağın mühür harfidir.

Bugün cifr geleneğini yanlış anlayanlar, onu ya bütünüyle reddediyor ya da her harften kesin tarih çıkarıyor. Oysa klasik cifr ehli, bu iki uçtan da uzaktır. Onlar için Mîm, “şu gün, şu yıl” demek değil; “vakti dolan bir sürece dikkat çekmek” demektir.

Belki de asıl mesele şudur: Cifr, geleceği haber vermek için değil; insanı uyanık tutmak için vardır. Mîm de bu uyanıklığın sessiz harfidir. Konuşmaz ama hatırlatır: Her devrin bir kemali, her kemalin de bir imtihanı vardır.