Büyük Mîm: Ahir Zamanın Sessiz Mührü

Büyük Mîm: Ahir Zamanın Sessiz Mührü
09.01.2026 15:24
39
A+
A-

Büyük Mîm: Ahir Zamanın Sessiz Mührü

Harfler küçüktür; fakat taşıdıkları mana büyük olabilir. Cifr ve ilmü’l-hurûf geleneğinde bazı harfler vardır ki, sıradan bir ses değil, bir devrin özeti olarak okunur. İşte “Büyük Mîm” de bu harflerden biridir. Sessizdir ama mühür gibidir. Konuşmaz; fakat bir çağın tamamlandığını haber verir.

Kur’ân’da Mîm harfi, özellikle hurûf-ı mukattaa içinde yer alır. Elif Lâm Mîm ile başlayan sûreler, tefsir ehline göre anlamı Allah’a havale edilen ayetlerdir. Ancak cifr geleneği, bu harflerin aynı zamanda zamanî ve kozmik işaretler taşıyabileceğini kabul eder. “Büyük Mîm” kavramı da buradan doğar: tek bir kelimenin başındaki Mîm değil, bir devrin sonunu mühürleyen Mîm.

Ebced hesabında Mîm’in değeri 40tır. Kırk sayısı, İslâm düşüncesinde kemalin eşiğidir. İnsan kırk yaşında olgunlaşır; peygamberler kırk yaşında risaletle görevlendirilir; Musa (a.s.) Tur’da kırk gün kalır. Cifr ehline göre “Büyük Mîm”, bu kırkın bireysel değil, tarihsel ölçekte tecellisidir. Yani bir çağın kemale ermesi…

İşte Mehdi anlatıları tam bu noktada devreye girer. Mehdi, cifr geleneğinde çoğu zaman bir isimden ziyade tamamlayıcı bir vazife olarak ele alınır. Bozulan dengeyi yeniden kurmak, dağılan adaleti toplamak, kırılan teraziyi düzeltmek… Büyük Mîm, bu vazifenin zaman mührüdür.

Tasavvufî metinlerde Mîm’in şekli daire olarak okunur. Başlangıcı ve sonu belli değildir; çizgi kapanmıştır. Bu yüzden İbn Arabî ve onu takip eden bazı mutasavvıflar, Mîm’i “kapanış ve yeniden açılış noktası” olarak yorumlar. Büyük Mîm, işte bu dairenin tamamlandığı andır. Mehdi ise bu anda ortaya çıkan bir “şahıs”tan çok, bir ilâhî dengeleme hareketidir.

Muhammed ismi bu sembolizmin merkezindedir. İki Mîm arasında yer alan bu isim, risaletin başı ve sonu arasındaki hattı temsil eder. Cifr geleneğinde sıkça dile getirilen şu ifade boşuna değildir:
“Risalet Muhammed ile başladı; adalet onun ümmeti içinde kemale erecektir.”
Mehdi, bu kemalin insanî yüzü olarak okunur. Büyük Mîm ise bu kemalin harf diliyle mühürlenişidir.

Burada önemli bir ayrım yapmak gerekir. Sahih hadislerde “Büyük Mîm” ifadesi geçmez. Bu kavram, akaid değil; işârî okumadır. Cifr ehli, bunu hiçbir zaman iman esası haline getirmemiştir. Harfler hüküm vermez; sadece yön gösterir. Zamanı tayin etmek, isim belirlemek cifrin değil, hurafenin alanıdır.

Bediüzzaman Said Nursî’nin yaklaşımı bu konuda öğreticidir. O, cifrî işaretleri kabul eder; fakat onları şahıs kutsamak için değil, vazifeyi anlamak için kullanır. Mehdi’yi bir kişi kadar, hatta ondan da fazla, bir iman ve adalet hizmeti olarak tanımlar. Büyük Mîm, bu hizmetin şahıslardan bağımsız olarak tecelli edeceği bir dönemi sembolize eder.

Bugün birçok kişi “Büyük Mîm”i ya abartarak kehanete dönüştürüyor ya da tamamen reddediyor. Oysa cifr geleneği bu iki uçtan da uzaktır. Büyük Mîm, “şu yıl, şu gün” demek değildir. Büyük Mîm, “artık mazeret kalmadı” demektir. Hak ile bâtıl arasındaki çizgi netleşmiş, terazinin kefeleri görünür olmuştur.

Belki de bu yüzden Büyük Mîm sessizdir. Çünkü hakikat bağırmaz. Mühür konuşmaz; ama kapanan bir devri herkes hisseder. Mehdi anlatıları da bu hissin adıdır. Bir kişinin değil, bir çağın imtihanıdır.