Hz. Süleyman’ın Cinlere ve Şeytanlara Hükmetmesi
Hz. Süleyman’ın Cinlere ve Şeytanlara Hükmetmesi
Allah Teâlâ, peygamberlerine lütfettiği mucizelerle hem kullarına rahmetini gösterir hem de kudretinin sonsuzluğunu sergiler. Bu mucizelerden en dikkat çekici ve hayranlık uyandıranlardan biri, Hz. Süleyman aleyhisselâm’ın cinlere, şeytanlara ve tabiat kuvvetlerine hükmetmesidir.
Kur’ân-ı Kerîm’de Hz. Süleyman’ın bu eşsiz saltanatı açıkça anlatılır. O, babası Hz. Dâvûd’a verilen hikmet ve ilmin mirasçısı olarak yetişmiş, Allah’ın kendisine bahşettiği büyük bir mülk ve nimetle donatılmıştır. Rabbimiz, onun için şöyle buyurur:
“Bunun üzerine rüzgârı onun emrine verdik; onun emriyle dilediği yere yumuşacık akardı. Şeytanlardan da bina ustası, dalgıç ve daha başkalarını… Onları zincirlerle bağlı olarak emrine verdik.” (Sâd, 38/36-38)
Burada “şeytanlar” ifadesi, Kur’ân’da cinlerin isyankâr ve kötü huylu olanlarını ifade eder. Hz. Süleyman’a verilen bu yetki, sıradan bir hükümdarlık değil; görünen âlemle görünmeyen âlemin birleştiği olağanüstü bir saltanattı. Cinler onun emrinde saraylar, mihraplar, havuzlar kadar büyük çanaklar ve sabit kazanlar inşa ederlerdi. Bazıları denizlere dalar, inci ve kıymetli madenler çıkarırdı. Rüzgâr onun emriyle dilediği yere eser, kuşlar onunla konuşur, karıncalar bile ordusunun geçişini haber verirdi.
En çarpıcı örneklerden biri Sebe Suresi’nde geçer:
“Süleyman’a cinlerden, insanlardan ve kuşlardan ordular toplandı; hepsi bir düzen içinde sevk ediliyordu.” (Neml, 27/17)
Cinler onun huzurunda saf tutar, emrine amade beklerdi. Bazıları bina yapar, bazıları maden işler, bazıları ise denizlerde dalgıçlık yapardı. Allah Teâlâ onları öyle bir itaat altına almıştı ki, isyan etmeleri mümkün değildi. Hz. Süleyman’ın bu hükmü, Allah’ın izni ve mucizesiyle gerçekleşiyordu; o, hiçbir zaman sihirbazlık yapmadı, büyüye başvurmadı. Aksine, şeytanların uydurduğu yalanlara karşı Kur’ân’da şöyle tescil edilir:
“Onlar, Süleyman’ın mülkü hakkında şeytanların uydurduklarına uydular. Oysa Süleyman kâfir olmadı; fakat şeytanlar kâfir oldular. İnsanlara sihri öğretiyorlardı…” (Bakara, 2/102)
Hz. Süleyman’ın cinlere hükmetmesi, aynı zamanda bir imtihandı. O, bu büyük nimeti Allah’ı anmak ve şükretmek için kullandı. Saltanatının zirvesinde bile Rabbine yönelir, “Rabbim! Beni bağışla ve bana, benden sonra kimseye nasip olmayacak bir mülk bahşet. Şüphesiz sen çok bağışlayansın” diye dua ederdi (Sâd, 38/35).
Ne var ki bu muhteşem saltanatın sonu da ibret vericidir. Hz. Süleyman’ın vefat anında asasına yaslanmış vaziyette ölmesi, cinlerin onun öldüğünü anlamaması ve asanın içini kemiren bir ağaç kurdu sayesinde cesedinin yere düşmesiyle ortaya çıkması… Bu olay, cinlerin gaybı bilmediğini, sadece Allah’ın bildirdiği kadarını bilebileceğini göstermiş; onların da aciz varlıklar olduğunu bir kez daha ispat etmiştir (Sebe, 34/14).
Hz. Süleyman’ın cinlere ve şeytanlara hükmetmesi, bize şunu öğretir: Gerçek güç ve hâkimiyet, Allah’ın elindedir. O dilediği kuluna dilediği nimeti verir. Peygamberler bu nimetleri Allah yolunda kullanır, kullukta derinleşir. Bizlere düşen de, nefsimize ve şeytanlara değil; yalnızca Âlemlerin Rabbine teslim olmaktır.
O büyük peygamberin duasıyla bitirelim:
“Rabbim! Beni mağfiret et ve bana, benden sonra kimseye nasip olmayacak bir mülk bahşet. Şüphesiz Sen, çok bağışlayansın.” (Sâd, 35)
Allah ondan razı olsun, bize de onun yolunda sabır ve hikmet nasip etsin. Âmin.